4. Sınıf Türkçe Kitabı Çevrenizde veya ailenizdeki bir kişinin özelliklerini aşağıya yazınız. Bu kişinin, olaylara verdiği tepkileri örneklerle açıklayınız. konusunu kısaca ele alacağız.
“Çevrenizde veya ailenizdeki bir kişinin özelliklerini aşağıya yazınız. Bu kişinin, olaylara verdiği tepkileri örneklerle açıklayınız.” ile ilgili kısa cevabı ;
Cevap:
Annem
Ailemde örnek vereceğim kişi annemdir.
Annemin özellikleri bizleri çok sevmesi, çok güzel yemek yapması ve çok akıllı olmasıdır.
Annem çok aşırı gürültü yapmamızdan hoşlanmaz ve komşuların rahatsız olduğunu söyleyerek bu durumda bize sık sık uyarabilir.
Annem ödevlerimizi yapmadığımız zaman sinirlenir ve bazen kızar.
Ancak bize kızsa da bizi çok sevdiğini biliriz.
“Çevrenizde veya ailenizdeki bir kişinin özelliklerini aşağıya yazınız. Bu kişinin, olaylara verdiği tepkileri örneklerle açıklayınız.” ile ilgili uzun cevabı ;
Cevap:
Kardeşim
Benim kardeşim henüz 3 yaşında.
Kardeşim 3 yaşında olduğu için özellikle ödev yaptığımız zaman eşyalarımıza zarar vermekten ve onunla ilgilenmediğimiz zaman ilgiyi üzerine çekmekten çok hoşlanır.
Bu bazen çok sinir bozucu olabiliyor.
Kardeşimin istediği bir şey elinden alındığı zaman yaygarayı koparıyor ve çok ağlıyor.
Onunla ilgilenmediği zaman morali çok bozuluyor.
Özellikle herkes bir şeyle meşgulken oyuncakları daha fazla dağıtıyor.
Okula gittiğimiz zaman arkamızdan ağlıyor ve sürekli bizimle beraber olmak istiyor.
Onunla beraber oyun oynamak ve onunla vakit geçirmek gerçekten çok güzel.
4. Sınıf Türkçe Kitabı Okuduğunuz ve dinlediğiniz fıkralardan hareketle Nasrettin Hoca’nın kişiliği hakkında neler diyebilirsiniz? konusunu kısaca ele alacağız.
“Okuduğunuz ve dinlediğiniz fıkralardan hareketle Nasrettin Hoca’nın kişiliği hakkında neler diyebilirsiniz?” ile ilgili kısa cevabı ;
Cevap:
Okuduğum ve dinlediğim fıkralarla Nasrettin Hoca’nın gözü açık, zeki hazır cevap, çok bilgili, hoş bir dili olan, güler yüzlü, samimi davranan, insanları aşağılamayan birisi olduğunu görüyorum.
“Okuduğunuz ve dinlediğiniz fıkralardan hareketle Nasrettin Hoca’nın kişiliği hakkında neler diyebilirsiniz?” ile ilgili uzun cevabı ;
Cevap:
Okuduğum ve dinlediğim metinlerde Nasrettin Hoca’nın toplumsal sorunları insanların anlayabileceği ve bunu fark edeceği şekilde esprili bir şekilde insanları anlatmasını fark ediyorum. Nasrettin Hoca Bu yönüyle toplumsal sorunları çözen sorumlu bir bireydir. Kötü davranışlardan iyi davranışlara yönlendiriyor.
Bir çeşit öğretmen gibi davranıyor. Bu davranışlarında insanları aşağılamıyor. insanların doğru yolu görmesine yardımcı oluyorlar. Bunu şakacı mizah bir şekilde yapıyordur.
4. Sınıf Türkçe Kitabı Defterinize yazdığınız Nasrettin Hoca fıkrasını arkadaşlarınıza okuyunuz. konusunu kısaca ele alacağız.
“Defterinize yazdığınız Nasrettin Hoca fıkrasını arkadaşlarınıza okuyunuz.” ile ilgili kısa cevabı ;
Cevap:
Nasrettin Hoca fıkraları
Bir gün hocanın içinde bulunduğu topluluktan birisi adam olmanın yöntemini sorar. Hoca Efendi hemen “bunu bilmeyecek ne var, elbette kulaktır. ” der.
Arkadaşlar bir şey anlamayınca “bunu bilmeyecek ne var? Herhangi bir adam konuşurken o kişiyi can kulağıyla dinlemeli; Bu arada kendi ağzından çıkanı kendi kulağı duymalıdır.” dedi.
“Defterinize yazdığınız Nasrettin Hoca fıkrasını arkadaşlarınıza okuyunuz.” ile ilgili uzun cevabı ;
Cevap:
Nasrettin Hoca fıkraları
Nasrettin Hoca’yı sevmeyen komşulardan bir tanesi bir gün hocanın yoluna çıkar ve onu rahatsız etmek için konuşmaya başlar.
“Hoca Efendi, senin için “evliya oldu, erdi” diyorlar. Doğrusu inanmadım, eğer kerametin varsa benim 4 ayaklı eşeğimi iki ayaklı yap da inanayım “der.
Adama sinirlenen Hoca “be adam, Ben eşeğin ayaklarını dörtten ikiye indirebilir miyim, bilmem ancak sen biraz daha konuşursan senin ayaklarını 4’e çıkarabilirim.” der.
……
Arkadaşları cevaplarını sevdiği için zaman zamandan sesin hocaya takılırlar cevapları da yap hem eğlenir hem de hisse alırlarmış. Bir gün hocaya “hoca efendi, sen mi büyüksün, yoksa kardeşin mi? “Diye sorarlar.
Hoca arkadaşlarının kendisine takıldıklarını anlayınca gülümseyerek cevap verir “geçen yıl anneme bu soruyu sormuştum, o da; kardeşin senden 1 yaş küçük . “demişti. O zamandan bu yana bir yıl geçtiğine göre şimdi aynı yaştayız. “cevabını verir.
8. Sınıf Türkçe KitabıBir Kış Öyküsü Serbest Okuma Metni Etkinlik Cevapları Sayfa 255, 256, 257, 258
8. Sınıf Türkçe KitabıBir Kış Öyküsü Serbest Okuma Metni Etkinlik Cevapları
8. Sınıf Türkçe Kitabı Sayfa 255-256-257-258
Bir Kış Öyküsü
Uzun bir kışı, yeni geride bıraktık. Birçok yerde ağaçlar daha çiçek açmaya başlamadı bile. Ama artık çok sürmez; yakında güneş, göz kamaştıran bir süs gibi durmayı bırakıp ısıtmaya başlar yeryüzünü. Bahar gibisi yok. Toprak canlanır, ağaçlar yapraklarını giyinir, kuşlar şarkılarını bıraktıkları yerden sürdürür, ortalık erken aydınlanıp geç kararmaya başlar. Bahar, çok güzeldir gerçekten.
Yine de ben bugün size bir kış öyküsü anlatacağım. Belki anımsayacaksınız. Geçtiğimiz kışın ortasında da bir yaz öyküsü anlatmıştım. Bunları terslik olsun diye yapmıyorum. İnanın aklımdaki kış öyküsünü anlatmak için gelecek kışı beklemeyeceğim. Sözünü ettiğim öykünün geçtiği gün, hava çok soğuktu. Yalnız dışarısı değil, çoğu evlerin içi de soğuktu. Yakıtsızlıktan kaloriferler ısıtmıyor, odun ve kömür bulmak çok güçleştiği için sobalar yanmıyordu. Bir gün önce yağan kar yollarda donmuştu ve bunun üstüne yeniden ince taneli bir kar yağıyordu. İnsanlar üşümemek için gidecekleri yere bir an önce ulaşmak istiyorlardı ama düşmekten korktuklarından yavaş yavaş yürüyorlardı.
Kış öyküleri hüzünlü olur genellikle. Çünkü kışın yoksulların işi epeyce zorlaşır. Yazın bir gömlek ve bir pantolonla rahatça gezilebilir ama kışın kaim giyecekler gereklidir. Yazın sebzeler, meyveler bol ve ucuzdur. Oysa kışın kimi zaman ekmek bulmak bile güçleşir. Evet, kış öyküleri hüzünlüdür genellikle. Ama hüzünlü olmayan kış öyküleri de vardır.
8. Sınıf Türkçe Ferman Yayıncılık Ders Kitabı Sayfa 256 Cevapları
Sözünü
ettiğim bu çok soğuk kış gününde adamın biıi, bir duvarın dibinde durmuş kaval satıyordu. Bir yandan kaval çalıyor, ara verdikçe de “Kavallarım var.” diyordu. “Güzel kavallarım var. Her eve gerekli. Herkese gerekli!” Kavalı çok güzel çalıyordu ama benim ilgimi kavalın sesi değil, adamın söyledikleri çekti. Neden her eve, herkese bir kaval gerekli olsun? Bu soğuk havada kim düşünürdü kavalı? Kaval insanın temel gereksinimlerinden biri değil ki! Havasız, susuz, yiyeceksiz yaşayamazsınız ama kırk yıl kavalsız kalsanız yine de yakınmak aklınızdan bile geçmez belki.
Kavalcının sözleri benim gibi başkalarının da ilgisini çekmişti. Kısa sürede adamın çevresinde birçok insan toplandı. Aralarında gençler, yaşlılar, iyi giyimliler, yoksul giyimliler, çocuklar, kadınlar, şişmanlar ve zayıflar vardı. Kimi işine, kimi okuluna, kimi pazara, kimi de evine gidiyordu. Kavalcının söylediklerini duyanlar, durup kulak vermeden edemiyorlardı. Kalabalık gitgide büyüyordu. Yüzlerde gülümsemeler vardı. Dondurucu rüzgârı, ince ince savrulan karı, işini gücünü unutmuştu herkes. Kadınlar, erkekler ve çocuklar, kavalcının söylediklerini dinlerken alaylı bakışlarını gizlemeye gerek bile duymuyorlardı. Çoğu kavalcının -nasıl söymeli- kafasından biraz rahatsız olduğunu düşünüyordu besbelli. Herkes bakıyor, dinliyor ama kimse para verip kaval almaya kalkmıyordu.
“Her eve gerekli bunlar!” diyordu kavalcı. “Herkese gerekli.”
“Bu adam düpedüz deli!” dedi kadının biri. “Herkese kaval gerekliymiş! Amma da gülünç!”
“Gerçekten de öyle.” dedi bir adam. “Sanki her şeyimiz tamam, bir kavalımız eksik!”
“Böyle konuşmayın!” dedi kavalcı, yumuşak bir sesle. “Benim kavallarımın çözemeyeceği sorun yoktur. Çok marifetlidir bu kavallar.”
“Çok marifetliymiş!” diye dudak büktü bir başka adam. “Kaval değil, sihirli değnek sanki! Eğer kavalların böyle marifetliyse çal da şu eksik olan akim tamamlansın.”
8. Sınıf Türkçe Ferman Yayıncılık Ders Kitabı Sayfa 257 Cevapları
Bu sözler üzerine koro gibi bir ağızdan gülmeye başladı kalabalık. Kahkaha atanlar bile vardı. Ne yalan söyleyeyim, ben de güldüm galiba. “Eğer kavalın o kadar marifetliyse çal da şu soğuktan morarmış ellerin ısınsın biraz.” dedi bir kadın. Mantosunun kürklü yakasım iyice kaldırmıştı. Kalabalık yeniden gülmeye hazırlanıyordu ki kavalcı elini havaya kaldırıp herkesi susturdu. Sonra da benim önceden hiç duymadığım güzellikte bir hava çalmaya başladı. Elimde olmadan gözlerimi kapadım. Yemyeşil çayırların ortasındaydım. Ilık bir yel, çobanın gölgesinde oturup kaval çaldığı incir ağacının kokusunu taşıyordu. Sürüden ayrılan kuzulan geri döndüren köpek kocamandı. Renk renk binlerce kelebek, renk renk binlerce çiçeğe konup kalkıyordu.
Kavalcı kavalını dudaklarından çekti. Kalabalık gülmüyordu artık.
“Tuhaf şey doğrusu!” dedi kürklü kadın. “Anlam vermek zor ama bu kavalda bir şeyler var gerçekten. Sanki bir an buradan çok uzaklara gittim.”
“Herkese gerekli bu kavallardan.” dedi kavalcı yumuşak sesiyle.
“Ne demek herkese gerekli?” dedi yeni gelen bir adam; iki yanındaki insanları dirsekleyerek öne doğru ilerlemeye çalışıyordu.
“Kaval karın doyurur mu kardeşim? Müzik mi daha gerekli yoksa ekmek mi?”
Kavalcı kavalını dudaklarına götürüp hafifçe üfledi. Sonra gözlerini yumdu ve üflemeyi sürdürdü. Yumuşacık bir bulut gibiydi çıkan sesler. Onca insanı tüy hafifliğiyle kucakladı. O soğuk kent sokağından uzaklaşıp sıcak bir köy evine geldik hep birlikte. Yağı alınmış köpüklü ayranın tadını, yeşil soğanın kokusunu, tandır ekmeğinin arasına konmuş tuzsuz beyaz peynirin doyuruculuğunu çoğumuz hiç tanımıyorduk. Kimimizse tanıyorduk da anılarımızın çok derinlerinde kalmıştı bütün bunlar.
Kavalcı kavalını dudaklarından çekince güzel bir düşten ansızın koparılmış gibi şöyle bir silkindik hepimiz. Ne söyleyeceğimizi bilemiyorduk.
“Masal gibi!” dedi bir çocuk. “İnanılmaz bir şey bu!”
8. Sınıf Türkçe Ferman Yayıncılık Ders Kitabı Sayfa 258 Cevapları
“Herkese gerekli!” dedi kavalcı. “Her eve gerekli.”
Yaşlı bir adam, duygularına ortak olduğumu bilerek baktı yüzüme. “Bu kavalda olağanüstü bir güç var.” dedi. “Bütün mutsuzluklara çare olduğuna inanası geliyor insanın.” Kavalcı bir kez daha çalmaya başladı kavalını. Bu kez daha istekli, daha canlı, kendi benliğinden bir şeyler koparıp kavalın sesine katmaya çalışarak çalıyordu. Kavalın deliklerinden geçiyordu kavalcı, müzik olup havaya yayılıyordu. İşte o zaman her şeyi gördük. Yeni biçilmiş buğday saplarının kokusunu kokladık. Toprağa düşen ter damlasının bir zeytin dalı olup büyümesini izledik. Suyun döndürdüğü değirmenin ivecenlikten uzak ama yine de düzenli gıcırtısını dinledik. Emek vermenin, emeğin karşılığını almanın güzelliğini yaşadık. Var olanı hakça paylaşmanın mutluğunu içimizde duyduk.
Kavalcı kavalı ağzından çekti. Soğuk bir yel esiyordu. İnce ince savruluyordu kar taneleri. Ve biz, kentin dört yanından gelmiş genç ve yaşlı birçok insan, orada durup kavalcıya baktık.
“Herkese gerekli!” dedi kavalcı. “Her eve gerekli!”
Hepimiz birer tane aldık. Ötekilerin, kavallarıyla neler yaptıklarını bilmiyorum ama ben kendiminkiyle baharı getirmeye çalışıyorum. Bakın çevrenize. Erik ağaçlarının çiçek açtığını görebiliyor musunuz?
Biraz daha yakından bakın ve dinleyin.
8. Sınıf Türkçe KitabıSosyal Medya Bağımlılığı Serbest Okuma Metni Etkinlik Cevapları Sayfa 292, 293, 294
8. Sınıf Türkçe KitabıSosyal Medya Bağımlılığı Serbest Okuma Metni Etkinlik Cevapları
8. Sınıf Türkçe Kitabı Sayfa 292-293-294
Sosyal medya bağımlılığı; paylaşım ve arkadaşlık sitelerinde çok fazla zaman harcanması sonucu günlük hayattan geri kalma, işlerini yerine getirememe ve günlük işlevselliğin azalması şeklinde ortaya çıkan bir bağımlılık türüdür. Her çeşit bağımlılıkta, kişi bir aktiviteyi o kadar çok yapar ki zararlı bir alışkanlık hâline gelir ve bu zararlı alışkanlık, kişinin hayatındaki okul, iş, sosyallik gibi önemli alanlarda geri kalmasına sebep olur. Sosyal medya bağımlılığı için de bu geçerlidir; aslında kendi başına bakıldığında zararlı olmayan bir aktivite veya internet sitesi, fazla vakit harcanması sonucunda olumsuz bir alışkanlığa döner. Sosyal medya bağımlılığı olan kişiler arkadaşlık sitelerinde saatlerce insanların fotoğraflarını inceler, kendi ve başkalarının profillerinde saatlerce zaman harcarlar, binlerce paylaşım yapıp başkalarının paylaşımlarını her dakika takip ederler.
Sosyal medya en başta herkes için kontrol edilebilir bir alışkanlıktır, zararlı olarak başlamaz. Kişi sosyal medyanın fazla kullanımının olumsuz yönlerinin farkındadır ve bunları kabul eder. Sosyal medyada biraz fazla zaman geçirince kişi kendisini kötü ve pişman hisseder ve anında bırakabilir. Ancak daha sonra günbegün bu internet sitelerinde geçirilen vakit artar.
Önce 10 dakika artar, sonra 20 dakika… Tehlikesiz ve masum olan aktivite, giderek tehlikeli ve günlük yaşantıyı bölen bir hâl almaya başlar. Kişi zaman kavramını kaybetmeye, sürekli sosyal medya sitelerinde olduğundan dolayı hayatından geri kaldığını kabul etmemeye ve bu durumdan pişman olmamaya başlar. Diğer kişilerin onu sosyal medyada fazla zaman geçirdiği konusundaki eleştirilerini kabul etmez, hatta sinirlenir. (…)
8. Sınıf Türkçe Ferman Yayıncılık Ders Kitabı Sayfa 293 Cevapları
Birçok bilim insanına göre sosyal medya, gerçek hayattaki insan bağlarını zayıflatır. Amerika’da yapılan araştırmalara göre, biten 5 evlilikten 1’inde arkadaşlık sitelerinde geçirilen zamanın bir şekilde etkisi vardır. Sosyal medyaya bağımlı olmak, arkadaşlıklar ve sosyal ilişkilere zarar verir, ilişkilere yatırımı ve emeği azaltır. Her ne kadar arkadaşlarla bağlantı kurmak için yapılan internet siteleri de olsa bu siteler gitgide insanı yalnızlaştırır, asıl olan ve gerçek olan ilişkilerden koparır. Bu, insanlığa özgü yeni bir yalnızlık türüdür; insan aslında çok kişiyle iletişim hâlindeymiş ve sanki bir kalabalığın içindeymiş gibi hisseder, ancak sanal arkadaşlıkların varlığı yalnızlık duygusunu asla azaltmaz. İşin kötüsü, gerçekten yalnız insan yalnızlığının farkındayken sosyal medyada aktif olan insan sosyal olduğunun illüzyonu içindedir ama farkında olmadan yalnızdır.
Sosyal medya bağımlılığı, insanın kendi kendine kalmasını engeller. Aslında tek başımıza sosyal medya sitelerinde gezindiğimiz zaman kendi kendimize zaman geçirdiğimizi düşünürüz ancak hiç de kaliteli ve faydalı bir zaman değildir bu. Bireysel zaman geçirmek, kendi duygu ve düşüncelerini tartmak, hedeflerini düşünmek insanların ruhsal gelişimi için çok önemlidir. Ancak sosyal medyada çok fazla zaman geçirdikçe, insanın kendini dinlemesi ve ruhsal farkındalığının artması da bir o kadar azalıyor. Kendi ile ilgili olmayan şeyler kafasını kurcalıyor ve iç dünyasına yolculuğa çıkamıyor.
8. Sınıf Türkçe Ferman Yayıncılık Ders Kitabı Sayfa 294 Cevapları
Kişinin sosyal medyada harcadığı zamanı takip etmesi ve kendi kendine zaman limiti koyması iyi bir başlangıç olabilir. Kişi zamanı takip etmezse sosyal medyada ne kadar vakit harcadığını fark etmez ancak saat tutarsa gün içinde harcadığı toplam vaktin çokluğunu fark edebilir. Beşer dakika gibi kısa zamanda girildiği düşünülen sosyal medya hesaplarına eğer günde 20 kere giriliyorsa, bu toplam bir buçuk saatten fazla eder. Eğer kişi, kendine giderek azalan zaman hedefleri koyarsa, harcadığı vakti azaltma konusunda başarılı olabilir. İkincisi ise sosyal medya uygulamalarını telefondan silmek olabilir. Cep telefonumuz yanımızda olduğu için, elimiz sürekli olarak sosyal medya uygulamalarına gidebiliyor ve bunun sonucunda dışarı çıktığımızda bile dış dünyadan kopuk olabiliyoruz.
Eğer bu uygulamalar telefondan silinirse, kişi en azından sadece bilgisayardan sosyal medya sitelerine girerek sosyal medya kullanımını doğrudan kısıtlamış olur. Son olarak da arkadaşlarla yüz yüze görüşmek, hatta onları telefonla aramak bile sosyal medya hesaplarından mesaj atmaya ve yorum yapmaya tercih edildiği zaman, kişinin sosyal medyada aktif olmaya verdiği önem azalacaktır.
Kemal SAYAR Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü (Kısaltılmıştır.)
8. Sınıf Türkçe Kitabı Çömlekçi Baba Serbest Okuma Metni Etkinlik Cevapları Sayfa 187, 188, 189
8. Sınıf Türkçe Kitabı Çömlekçi Baba Serbest Okuma Metni Etkinlik Cevapları
8. Sınıf Türkçe Kitabı Sayfa 187-188-189
Trakya üzerinden Edremit’e gittiğimiz zaman, araba vapuruyla Çanakkale’ye geçiyoruz, sonra ormanlar içinden Altınoluk ve Edremit. Vapurdan görünen yamaçlar, hep savaş alanı. Koca Seyitlerimizin dövüştüğü yerler. İki buçuk milyon insan can vermiş burada.
Çanakkale İskelesi, bir satış alanı gibi. İki yanda çanak çömlek, topraktan yapılmış çeşitli kaplar, oyuncaklar. Böylece her eve giriyor Çanakkale toprağı. Ustalarca hamur gibi yoğrulup esere dönüştürülüyor. Çan’da bir de seramik fabrikası var.
“Çömlekçi Baba da buralarda yaşamış.” diyor dedem. Küçük bir köyde oturuyormuş. Bütün köylüler severmiş Çömlekçi Baba’yı. Çalışmaya başladı mı geçip karşısına saygıyla izlerlermiş. Ayakları bir tekerleği döndürür, elleri yoğrulup hazırlanmış çamuru biçimlemeye koyulurmuş.
Dünyanın en eski sanatıdır çömlekçilik. Hititlerden beri sürer Anadolu’da. Çömlekçi Baba, tüm kırları dolaşır, bulurmuş işine yarayacak toprağı. Sonra onu hamur gibi yoğurur, bir öncekinden güzel çanaklar, çömlekler, ibrikler, testiler, oyuncaklar yaparmış. Onları sergiledi mi, bayram yerine dönermiş evin önü.
8. Sınıf Türkçe Ferman Yayıncılık Ders Kitabı Sayfa 188 Cevapları
Ürünleri eşeğine yüklemeye başladı mı, “Tamam.” dermiş komşuları, “Köyümüzün ününü tüm dünyaya duyuracak ustamız.”
Tok gönüllü bir adammış Çömlekçi Baba. Köy köy dolaşır, ürünlerini satarmış.
Bir köy alanında sergi açtığında, gözleri ışıyan insanların testilere, çömleklere, oyuncaklara dokunması onu hoşnut edermiş. İşlerinin beğenilmesi, onu mutlu edermiş. Bazısını parayla, bazısını bir ölçek ekine, gücü yetmeyene öylece verirmiş.Yine günün birinde ürünlerini eşeğine sarmış, yola koyulmuş. Kuşları, çağıldayan suları dinleyerek, yeni güzellikleri düşünerek gidiyormuş. Ardından birinin geldiğini bile fark etmemiş.
“Uğur ola yolcu!”
“Eyvallah yabancı, size de uğur ola.”
“Yükün nedir, ne alır ne satarsın?”
“Ne olsun, çanak çömlek.”
“Nereden alıyorsun onları? Para ediyorlar mı bari?”
Çömlekçi Baba’nın canı sıkılmış ama belli etmemiş.
“Kendim yaparım yabancı. Alıcılarım beğenirler, kimseden bir şikâyet duymadım bugüne değin.”
Bir süre konuşmadan öyle gitmişler. Sonra bir çeşme başında mola vermişler. Yabancı sokulmuş eşeğin sırtındaki yüke yakından bakmış:
“Bunların hepsini satsan ne kazanırsın?”
“Valla belli olmaz yabancı. Ekinle, parayla, bazen de bedava verdiğim olur.”
Yabancı bir eşeğe, bir de yaşlı adama bakmış. Çok zahmetli bulmuş işi. Böyle zor bir işle geçinmeye çalışması, yaşlı birine eziyet gibi gelmiş ona. Onların tümünü alır, kazanacağının birkaç katını verirsem belki toplu parayla daha kazançlı bir iş tutar, kurtulur yollarda sürünmekten diye düşünmüş.
8. Sınıf Türkçe Ferman Yayıncılık Ders Kitabı Sayfa 189 Cevapları
“Beri bak Çömlekçi Baba, sana şu kadar para! Yık yükünü şuraya, vazgeç yollardan, yorulmaktan.” demiş.
Çömlekçi Baba anlamamış gibi şaşkın şaşkın bakmış.
“Azımsadınsa babalık iki katı olsun vereceğim para. Vazgeç düşünmekten de, indiriver şunları şuraya hadi.”
Çömlekçi Baba’nın yüzü kararmış. Önerilen para çokmuş ama… İsteksiz isteksiz, yabancının niyetini anlamaya çalışarak yüzüne baka baka, yumurta tutar gibi usul usul yükünü yere indirmiş. Aldığı yüklü parayı koynuna yerleştirerek eşeğinin başını geldiği yöne çevirmiş.
Yine de bu alışverişten rahat değilmiş içi. Hem gidiyor hem dönüp dönüp geriye bakıyormuş kuşkuyla.
Yabancı önündeki yığından bir testiyi alıp evire çevire bakmış, “Yoo, hiçbiri işime yaramaz benim.” demiş. Tüm gücüyle yere çarpıvermiş testiyi. Ardından bir çömleği, bir çanağı da. Kulağına sesler geldikçe dayanamamış Çömlekçi Baba, geri dönmüş.
“Yeter yabancı, dur!. Hiç gözüm tutmadıydı seni zaten. (…) Milyon versen razı olmam, bu yaptığın emeğe saygısızlıktır.” demiş.
“Sana ne bundan! Mal benim değil mi, ne istersem yaparım.”
“Yoo, öyle değil o. (…) Bir işe yarasın diye yaptım ben bunları. Hoyratça parçalanmalarına gelemem. Şu testiyi biçimlerken köy kızı bunu sırtına vuracak, varıp buz gibi bir kaynaktan dolduracak, susuzluktan yanmış, dudakları kavrulmuş insanlar başlarına dikip ‘Lık, lık lık!’ içecek. Sonra şöyle yürekten bir ‘Ohhh!’ çekecek diye düşündüm. Ya şu küçük oyuncaktan kuş sesleri çıkartan bir köy çocuğunun sevincini duyabilir misin sen? Nasıl yok edersin insanların işine yarayacak bu güzellikleri? (…) Paradan daha değerli şeyler vardır, insanlık vardır dünyada…”
Mehmet BAŞARAN Ormanda Saklambaç (Kısaltılmıştır.)
Ortaokul ve İmam Hatip Ortaokulu 7. Sınıf Fen BilimleriMEB Yayınları Ders KitabıSayfa ve Metin Etkinlik Cevapları
Değerli öğrencilerimiz ; Ortaokul ve İmam Hatip Ortaokulunda göreceğiniz Fen Bilimleri dersi için “7. Sınıf Fen Bilimleri Kitabı Cevapları MEB Yayınları” konusu siz değerli öğrencilerimiz için hazırlanmıştır.
“7. Sınıf Fen Bilimleri Ders Kitabı Cevapları MEB Yayınları”
“7. Sınıf Fen Bilimleri Ders Kitabı Cevapları” konusunda yeşil renkli olan kısımda sayfa sayılarına tıklayarak cevaplara ulaşabilirsiniz. Fen Bilimleri ders kitabında yer alan mavi kısımlara tıklayarak ise metin etkinlik cevaplarına ulaşarak kolay bir şekilde Fen Bilimleri ders kitabı cevaplarınızı kontrol edebilirsiniz.
Değerli öğrenci ziyaretçilerimiz ; “7. Sınıf Fen Bilimleri Kitabı Cevapları MEB Yayınları” konusunda aklınıza takılan kısımları en alt kısımda yer alan yorumlar kısmına sorarak değerli öğretmenlerimizden cevapları en hızlı ve en güvenli bir şekilde Fen Bilgisi ders kitabı cevaplarınızı alabilirsiniz.
“7. Sınıf Fen Bilimleri Kitabı Cevapları MEB Yayınları” kitabında yer alan cevapları aşağıda ünite ünite olarak hazırlanan dizin içerisinde bulabilir ve Fen Bilgisi Ders Kitabı cevaplarınızı kolayca yapabilirsiniz.
4. Sınıf Türkçe Kitabı Doğanın Sesi Serbest Okuma Metni Etkinlik CevaplarıSayfa 166, 167
4. Sınıf Türkçe Kitabı Doğanın Sesi Serbest Okuma Metni Etkinlik Cevapları
“4. Sınıf Türkçe Kitabı Sayfa 166-167 KOZA Yayınları”
4. Sınıf Türkçe Kitabı Sayfa 166-167
Ben doğayım!
Güneş anne ısıtır bedenimi,
Kucağımda hayat bulur cümle yaratık,
Yüce dağlarım vardır, ufukları sisli,
Sonsuz ovalarım vardır, özgürlük kokar,
Denizlerim vardır, rüzgârımda köpürüp coşar,
Göklerim ki bazen bulutlanır,
Bazen mavi mavi ışıldar.
Uzar gider çayırlarım, ormanlarım,
Irmaklarım çağıl çağıl akar.
–
Ben doğayım!
Siz insanlar üzerime
Bağlar, bahçeler kurarsınız,
Ben de çeşit çeşit meyveler,
Renk renk çiçekler sunarım size,
Buğdaylar veririm bereketli toprağımdan.
Yeşil kırlarımda koyun, kuzu
ve sığırlar yayılır,
Onların eti ve sütüyle beslerim sizi,
Mutlu etmeye çalışırım hepinizi.
4. Sınıf Türkçe KOZA Yayınları Ders Kitabı Sayfa 167 Cevapları
Ben doğayım!
Beni koruyun, temiz tutun ey insanlar!
Ağaçlarla donatın bağrımı,
Kirletip bırakmayın
Suyumu, havamı, toprağımı.
–
Ben doğayım!
Biliniz ki benim ölümüm
Sizin ve tüm canlıların
Ölümü demektir.
Çünkü benimle varsınız,
Benimle soluk alırsınız!
M. Güner DEMİRAY
8. Sınıf Türkçe KitabıMustafa Kemal’in Kağnısı Serbest Okuma Metni Etkinlik Cevapları Sayfa 152, 153
8. Sınıf Türkçe KitabıMustafa Kemal’in Kağnısı Serbest Okuma Metni Etkinlik Cevapları
8. Sınıf Türkçe Kitabı Sayfa 152-153
Yediriyordu Elif kağnısını,
Kara geceden geceden.
Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu,
Uzaklarda savaşanların acısıyla gıcırtılar,
İnliyordu dağın ardı, yasla,
Her bir heceden heceden.
–
Mustafa Kemal’in kağnısı derdi, kağnısına
Mermi taşırdı öte, dağ taş aşardı.
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik,
Nam salmıştı asker içinde.
Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü,
Doğrulmuştu yola önceden önceden.
–
Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar,
Kocabaş, çok yaşlıydı çok zayıftı,
Üzgündü bütün bütün Sarıkız, yanı sıra,
Gecenin ulu ağırlığına karşı,
Yeğniktiler* inceden inceden.
8. Sınıf Türkçe Ferman Yayıncılık Ders Kitabı Sayfa 153 Cevapları
İriydi Elif, güçlüydü kağnı başında
Elma elmaydı yanakları, üzüm üzümdü gözleri,
Kınalı ellerinden bir yel geçerdi, daim;
Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına.
Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti,
Niceden niceden.
–
Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu,
Göz mü değdi göklerden, ne?
Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez,
Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacır gucur
Nasıl durur Mustafa Kemal’in kağnısı?
Kahroldu Elifçik, düşünceden düşünceden.
–
Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş,
Sür beni, çektir beni, koma yollarda beni!
Geçer götürür ana, çocuk, mermisini askerciğin,
Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım!
Bak hele üzerinde ses yankı uzaklaşır.
Düşerim gerilere, iyceden iyceden.
–
Kocabaş yığıldı çamura,
Büyüdü gözleri, büyüdü yürek kadar,
Örtüldü gözleri örtüldü hep.
Kalır mı Mustafa Kemal’in kağnısı, bacım!
Kocabaş’ın yerine koştu kendini Elifçik,
Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.